KEVSER Suresi

2012-04-30 10:59:18

Rahman ve Rahim Allah adıyla

KEVSER Suresinin, Hz. Muhammed  ( selam ona ) risaletinin ilk yıllarında inmiş, nebiliğine ve okuduğu Vahye iman etmeyen Mekkeli müşriklerin, kendisine karşı sözlü aşağılama ile saldırdıkları durumu ve Allah’ın kendisine verdiği desteği konu alan surelerden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Kalem-Duha-İnşirah-Kevser suresi bir bütün olarak tek bir sure gibi de okunabilir. Bu surelerde ana konu, Hz. Nebiye sözlü saldırı ve aşağılama ( mecnun, büyücü, soyu kesik, ilimsiz, zengin değil v.b. ) ile onu halkın gözünden düşürmek isteyen Mekkeli müşrik elebaşlarının saldırıları ve Allah’ın ona destek vererek müşrikleri aşağılayarak onlardan gelen bu eziyetlere karşı sabırlı ve dayanıklı olmasını, onlarla mücadeleye yani Vahyi tebliğe devam etmesini emrettiği durumlardır.

O günkü Mekke toplumunda en önemli kişi, en çok oğullara, mallara, develere ve zenginliklere sahip olan kişidir. Hz. Muhammed peygamber ise tek oğlu ölmüş, orta halli bir insandır ve toplumun “elit tabakasından” da değildir. İşte surenin son ayetinden, o toplum için eksiklik sayılan oğlu olmamasını dillerine dolayan ve kendisine EBTER=Soyu kesik hakareti ile saldırıldığını anlıyoruz.

KEVSER = O günkü arap dilinde BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN ZENGİNLİK anlamında kullanılmakta olan herkesin hayalini kurduğu tüm imkanları asla bitmemecesine barındıran bir serveti ifade etmektedir.

NAHR: BOYUN GÖĞÜS BİRLEŞME BÖLGESİ, ELLERİ GÖĞSE KOYMAK, GÖĞÜS GÖĞÜSE ÇARPIŞMAK anlamlarında bir kelimedir.

bu durumda surenin en makul ve anlam bütünlüklü çevirisi şu şekilde yapılabilir:

1- Şüphesiz ki biz sana bitmek tükenmek bilmeyen o zenginliği ( Vahyi-Kuranı ) verdik

2- Öyleyese Rabbin için yönel ve GÖĞÜS GER

3- Asıl soyu kesik olan o sana kin besleyendir.

————————————————————————–

Surenin ikinci ayeti sonradan uyarlamacı paradigma ile ( öyleyese Rabbin için namaz kıl ve kurban kes ) şeklinde çevrilmektedir. Bu hem dilsel hem Kuran bütünlüğünde, hem tarihsel, hem mantıksal olarak uygun bir çeviri olamaz. NEDENLERİ:

a- O paradigmaya göre zaten namaz kılan ve kurban kesen bir “PEYGAMBERE” neden tekrar böyle bir emir verilsin?

b- şekisel ritüel namaz ise ve bildiğimiz kurban ise, zaten Mekkeli müşrik dinine göre İbrahim’den beri herkesin Kabe’nin eteğinde salat ettiği ( Enfal 35 ), Hac ettiği, kurbanlar kestikleri söylenmektedir. bu durumda peygambere neden tekrar bunlar emredilsin?

c- SALLA namaz kılmaksa EQAMUS SALAT nedir? “namaz kılmayı kılmak mı”?

d- Arapça’da ve Kuran’da canlı boğazlamak, kurban etmek kelimesi ZE-BE-HA ( ذبح ) dır. Bakara Suresi 49, 67, 71.  ayette sığır kesin derken, Maide Suresi 3. ayette “henüz canlıyken yetişip KESTİKLERİNİZ hariç” derken, Neml 21. ayette ” hüdhüd’ü boğazlayacağım” derken, Saffat suresi 102. ayette İbrahim peygamber İsmail’e ” rüyamda seni boğazlıyorken gördüm” derken ve daha bir çok ayette bir canlıyı boğazlamak ( boğazını bıçakla kesmek ) fiilinin kullanıldığı her yerde bu ZE-BE-HA kelimesi kullanılmıştır.

Saffat suresinde isim hali olan KURBALIK kelimesi karşılığı da ZİBHİN (aynı kelime) olarak kullanılmıştır.

Türkçe’ye de HAYVAN KESİLEN YER ismi olarak MEZBAHA şeklinde giren kelime budur.

Dolayısı ile Kevser suresindeki NAHR kelimesi, ne ARAPÇA’da ne de KURAN’DA, kurban kesmek ya da boğazlamak manalarında kullanılmamıştır ki kelimenin zaten böyle bir anlamı da yoktur. Bu formel sünnilik oluşturulurken paradigmaya uydurma tahrifine uğramış ayetlerden birisidir.

d- Kendisine yapılan eziyet ve saldırılara karşı Hz. Peygamberin KENDİSİNE VERİLEN VAHYE RABBİ İÇİN YÖNELMESİ ve bu uğurda bu eziyet ve saldırılara GÖĞÜS GERMESİ kelimenin asıl anlamlarından olan GÖĞÜSLEMEK-GÖĞÜS GÖĞÜSE MÜCADELE ETMEYE tam uymaktadır.

e- bildiğimiz manada kurban, hac da yerine getirilen bir nusuktur. özel adı HEDY’dir. Kuran’da, Hac’da sunulan kurban manasındadır. Şiarlar’dandır.  Hac suresinde konu zaten detaylı anlatılmakta ve o bölgenin menseği olarak yaklaşık ikibinbeşyüz yıldır uygulanmaktadır. Bu surede bahsedilmiş olmasının, ne Kuran’ın anlam bütünlüğünde, ne kronolojik ne de tarihsel bağlamda bir manası zaten yoktur.

Rabbimiz Allah hak ilimlerimizde bizi sabit kılsın ve pekiştirsin, yanlış ve batıllarımızdan bizi hakka hidayet etsin ve affetsin. Şüphesiz ki ilmi veren de, hidayet eden de, günahları bağışlayacak olan da ancak ve yalnız O’dur. O’nun eşi, dengi, benzeri, ortağı yoktur. Biz buna iman ettik ve şahitlik ederiz.

Tüm övgüler, yüceltmeler yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah’ındır ve yalnızca O’nadır. elhamdülillah.

selam ile.

0
0
0
Yorum Yaz