KONU BAŞLIKLARI

2012-12-24 13:56:00

Elimize, örneğin, bir ilahiyat veya metafizik kitabı alalım; bundan sonra soralım, bu kitap sayıların niceliği hakkında herhangi bir soyut akıl yürütmesi içeriyor mu? Hayır. Hakikat ve varlık hakkında bir tecrübi (kıssa) akıl yürütmeyi ihtiva ediyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın gitsin. Zira o kitap safsata ve aldatmacadan başka bir şey içermemektedir. *** "Önce sizi görmezden gelirler,sonra size gülerler, sonra mücadele ederler, Sonra siz kazanırsınız." *** YARARLANILAN VE TAVSİYE EDİLEN KİTAPLAR İçindekiler (harf sırasına göre) DİNİ KAVRAMLARI SORGULAMA SAFAHAT KURAN TEFSİRİ EMİRLER ve NEHİYLER İLK MESAJLAR TARİH ve KURAN KISSALAR; Mucize mi,... ...Kaynak : dersvekuran.blogcu.com Devamı

BU DÜNYAYA ÇIPLAK GELDİM, ÇIPLAK GİDECEĞİM!

2012-12-24 13:52:00
BU DÜNYAYA ÇIPLAK GELDİM, ÇIPLAK GİDECEĞİM! |  görsel 1

İsyanımı heybene topla ve mühürle ağzını! Suçumu ört ve gece gibi sakla yüreğinin dehlizinde! Bütün olanlar bizim suçumuz biliyorsunuz…Siz zorba, biz ise kurtarıcı olarak ölümü hakettik! Suskunluğumuz en büyük aptallıktı! Kadifeden sessizliklerle büyüttük kumdan kaleleri... Ve suskunluğumuz, hakikati karanlığa peşkeş çekmek gibiydi... Öylesine sinsi, öylesine inciticiydi... Ey zalimlerin kahkahalar attığı zavallı çağ! Ey karanlığın dalga dalga çöktüğü günlerim! Bakışlarını geriye çevirmiş bir peygamber gibi size bir ders vereceğim... ******************** Köleler tarlalarda ölümüne çalışırken siz hırsınızın esiri oldunuz, kibir ve gururdan dağlar biriktirdiniz! Her gün birkaç köle kardeşim, sırf bu çok ağır çalışma şartlarından kurtulabilmek için intihar ederken sizler sessizliğe bürünüp, ilgisizlik biriktirdiniz. Bağlarınız koptu ve yürekleriniz karanlığa gömüldü. Tufan geldiği zaman gururdan dağlarınız sizi kurtarmayacak. Ruhum düşsün bakışlarınızdaki uçurumlardan ve kanıyla sulasın bereketli toprağı siyah kardeşim! Kendi elleriyle assın yüreğini insafsız vicdanlarınıza! Şimdi aç domuzlar gibi saldırın altına; beyaz tenleriniz kara zenginliklerde kavrulsun. Yerlilerin kanını döksün beyaz adam, sarıya çalmış vadilere! Cesetler yığılsın ve akan kandan gün kızıla çalsın; güneş utansın ve bir daha doğmasın üzerinize. Ey yüreği güneş gibi merhamet saçan kardeşim! Ey emeği, damla damla toprağı sulayan kardeşim! Gün geldi, sana ne dediler biliyorsun: sizler için değil bu servetler, bu servetleri Tanrı çok uzaktan gelecek beyaz adam için ayırdı; bunları biliyorsunuz! Ve bembeyaz bir damarı aydınlattı ... Devamı

Kime MÜSLÜMAN denir ?

2012-12-21 14:51:00
Kime MÜSLÜMAN denir ? |  görsel 1

    En başta, ilk adım olarak “Müslümanlık” sözcüğünü iyi kavramamız gerekmekte. Doğumumuz esnasında, nüfus cüzdanımız alındığında, belgenin üzerinde İslam yazılı satır, Müslüman olduğumuzu ancak resmi anlamda kanıtlar. Ömür boyu taşınan bu kimliğin gerçekte nasıl bir anlam içerdiği tam olarak bilinir mi? Yani asıl soru şudur: Müslümanlığın ne olduğunu biliyor muyuz?   Müslüman olmak demek, Allah’ın var olduğu ve tek olduğu fikrini benimsemek demektir.   Aslında bu basit tanım, İslam kavramını tamı tamına çerçeveleyen bir tanımdır. “Müslüman” kelimesi kocaman bir kelimeyken, böylesi bir zayıf karşılığı yakıştıramasak da, Kuransal kavramlar genelde, böylesine kolay anlaşılır söylemler içerirler. Müslüman kelimesi “İslam olan” demektir. İslam kelimesi S-L-M kökünden gelmekte bu S-L-M kök fiili teslim olmak manasınadır. İslam teslim olmak, Müslüman da teslim olan demektir. Burada sorulması gereken soru sudur, kime veya neye teslim olunmaktadır? Cevap acıktır: Teslim Allaha olunmaktadır. Allaha teslim olanlara Allah hikmetlerinden faydalandıracaktır.   2:112 Doğrusu, kim iyilik yaparak kendini ALLAH'a teslim ederse, onun ödülü Rabbinin yanındadır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir.   Müslüman sayılmak için, mutlaka İslami ibadet tarzı içerisinde veya İslam örfüne göre yaşıyor olmak gerekmez. Müslüman sayılmak, sanıldığı gibi peygamber olarak Muhammed peygamberi, kitap olarak da Kuranı kabullenmek değildir. Kitabın hiçbir yerinde, Kuranı ya da Peygamberi inkâr nedeniyle, kâfir olunacağına ilişkin bir saptama yoktur.   İslam o kadar geniş, görece... Devamı

KURAN’daki NAMAZ ~ 3

2012-12-21 09:20:00
KURAN’daki NAMAZ ~ 3 |  görsel 1

  KURAN’daki NAMAZ ~ 3 İlk iki bölümümüzde, namazın vakitlerine değindik. Kuran'da namazın beş vakit olduğuna dair bir ifade olmadığını inceledik. Namazın süresi hakkında bir ifade veya rükûda, secdede, ne söyleneceği de Kuran'da geçmez. Aslında hadislerde de namazın uzun mu, kısa mı olduğu, rükûda, secdede ne söylenmesi gerektiği aktarılmaz. Bugün anlatılan namazın, uydurma dolu hadislerle bile açıklanması mümkün değildir. Namazdaki birçok husus tamamen mezhep kurucularının şahsi görüşleriyle oluşmuştur. Peygamber'in hem çok uzun hem de çok kısa namaz kıldığına; uzun rükû, uzun secde ettiğine dair de birçok hadis vardır. Ama mezhepçiler, rükûları tek "Subhane rabbiyel azim", secdeleri üç "Subhane rabbiyel ala" ifadeleriyle belirlemişlerdir. Allah'ın serbest bıraktığını kulun sınırlaması zaten yanlıştır.   Kurandan anlaşılan odur ki;   - Rükûda ve secdede belirlenmiş ifadelerin değil, istenilen ifadelerin söylenebilmesi;   - Namazın süresinin kişinin şahsi tercihine bırakıldığıdır.   Namazın minimum miktarı, farz namazlar kadardır. Namazın fazladan kılınması gayet doğaldır. Farz namazların beş ilan edilmesi Sünni mezheplerin bir yorumudur. Eğer namaz beş vakit olsaydı, Kuran'dan bunların ismi, vakti belli olurdu. Kuran'da Peygamber'e özel, fazladan ibadet vakti bile belirtilmişken (İsra:79), tüm Müslümanlara farz olan bir namazın vaktinin belirtilmemesi hiç mümkün müdür?   Bazı kişiler Allah'ı zikretme (hatırlama), Allah'ı tespih etme (yüceltme, yönelme) ile ilgili ayetlerdeki tespih, zikretme faaliyetlerini düzene koyarken, fazladan namaz far... Devamı

KURAN'daki NAMAZ 2 Vusta (Orta !)

2012-12-21 09:11:00

    Vusta (Orta !) namazı Bakara:238. ayette bahsedilir.   2:238           Namazlara, özellikle orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle ALLAH'a vererek namaza durun. 2:238           Hafizu ales salevati ves salatil vüsta ve kumu lillahi kanitın   Sabah ve akşam namazının vakitlerini çıkardığımız ayetler ve bu ayet dışında namaz vakitlerinin çıkartılabileceği hiçbir ayet yoktur. Demek ki namaz vakitleri bu ayetlerden anlaşılacaktır.   24:58            Ey inananlar, yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra... Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. ALLAH ayetleri size böyle açıklar. ALLAH Bilendir, Bilgedir.   Bu ayette öğle namazı da zikredilmemektedir. Zira gün çalışmak içindir. Gündüzün uzun bir meşguliyet vardır.   Kuranı mübinde  gecenin dinlenmemiz için yaratıldığını, geceleyin kalkarak ibadet etmenin bir tek Peygamberimize has kılındığını (İsra:79):   17:79           Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında, o Kur'an'la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüş bir makama/Makam-ı Mahmud'a ulaştırması umulur.   Bu ayetler ışığında vusta namazı, öğle ve yatsı değildir. &... Devamı

KURAN’daki NAMAZ ~ 1

2012-12-21 08:38:00

    Genel olarak Namaza değil de Kurandaki Namaza değinmek isterken, bindörtyüz senelik bir alışkanlığın, gelenekleşmenin, bidatlaşmanın altını kazıdığımın farkındayım. Farkındalığımın ötesinde aşağıdaki satırlar okunduğunda, okuyucunun isyan bile edebileceği düşüncesi kafamda sabit bir fikir olarak yerini bulmuş durumda. Ama elden gelen bir şey yok, zaten aşağıda anlatılanlar, uydurulmuş dinin namazı değil, indirilmiş dinin namazıdır, Kuran’daki Namazdır.   Öncelikle, Kurandaki haramların ve günahların, namaz kapsamında nasıl davrandığını ortaya koyarak başlamak, sanırım düşünceyi sıfırlama çabamızda bize ziyadesiyle yol gösterici olacaktır. Kuranda namaz ile ilgili 100’e yakın ayet bulunur. Bunların hepsi namaz kılmayı teşvik eden ayetlerdir. Kuranda namaz kılmayanları kınayan tek bir ayet yoktur. “Vay haline o namaz kılmayanların” dendiğini asla göremezsiniz. “Vay haline” diye başlayan namaz ile ilgili ayetler bilakis namaz kılanlar içindir. Kuran'daki namazın anlaşılması, indirilen İslamiyet açısından büyük bir öneme sahiptir. Bunun sebebi, kanımca, indirilen dini önce uyduruk din haline dönüştüren, sonrasında da hiziplere bölen mezhepçi ve tarikatçı düşüncenin, "Kuran’da namaz anlatılmıyor ki, namaz kılabilelim, dinimizi sadece Kuran’a bakarak öğrenemeyiz, namazı da sadece Kuran’a bakarak kılamayız. Dolayısıyla Kuran dışı kaynaklara başvurmamız gerekmektedir..." şeklindeki söylemleridir. Hal böyle olunca, daha henüz referans noktası belirlenememiş, neyi kaynak olarak kullanılacağına karar verilmemiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda ortaya bir kaynak konmalı ve din bu kaynaktan algılanmalıdır. Aslında kaynak ortadadır. Bu, tüm semavi kitapların tamamlayıcısı, gel... Devamı

ZIHAR nedir?

2012-12-21 08:26:00

    Vardır bizim toplumumuzda da densizler, edepsizler ve de edepsiz-demagoglar, lâfebeleri, her gelişmiş ama oturmamış toplumlarda olduğu gibi. Bütün bu densizliklerin, edepsizliklerin, arsızlıkların, erkek denen cinsin başı altından çıkmakta olduğu hepimizce bilinse de, bir türlü itiraf edilemezdirler. Adam 25 senedir evlidir, iki çocuğu vardır, 23 yaşında bir kız ve 14 yaşında bir oğlan. Er kişi ev dışında çalışmıştır, evine ekmek getirmiştir, eşini ise çocuklarının başına memur etmiş, böylelikle sorumluluğu paylaşmışlardır. Adam eşiyle üç senedir ne bir ilişki yaşamakta ne de muhabbet koyulaştırmaktadır. Ama o bir erkektir ve her erkek gibi insani ve tabii bir takım ihtiyaçları bulunmaktadır. Evinin kadını, artık annesi gibi kutsallaşmıştır, çünkü o artık çocuklarının annesidir, ailenin reisidir ve tüm yük omuzlarındadır. Herhalde adam, kutsalıyla o bir takım ihtiyaçlarını gidermeyecektir. Büyük bir günah olarak gözünde büyümektedir bu eylem adamın. Ne yapılacaktır bu durumda? Henüz annelik payesi elde etmemiş bir karşı cins bulunacak ve bu benlikle ilişkiye girilecek, mesut mutlu eve dönülecektir. İblis sahneye çıkmış, şeto fısıldamış, adam zinaya sürüklenmiştir. Aslına bakarsanız, İblis sahneye çok öncelerde çıkmıştır ya! Şöyle bir üç yıl önce. Bir müddet sonra yaptığı eylemin yanlış bir eylem olduğunun farkına varmıştır, hiç farkında olmadan zina batağına batmıştır, tövbe etmeli, geriye, mutlu yaşamına dönmelidir. Evindeki kutsalı da artık yerli yerine oturtmalı, gerçekleri benimsemeli, evdeki eşin, kadını olduğunu, o kadının annesine benzemediğini anlamalıdır.   Bunu öngörmüş olan Evrenin Ulu Mimarı, her şeyin yaratıcısı yüce... Devamı

İLMİHAL ALDATMACALARI

2012-12-21 08:21:00

    İlim, kurandan, ilmihale geçince; Bu Kuranı Mübin terk edildi. Cuma suresinin 9. ayeti, inananları Toplantı Gününde namaza çağıran ayettir. Bu ayet “ya eyyuhelleziine” sözcüyle başlayıp “Ey inananlar” manasına gelip hiçbir şekilde din, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmayan bir sözcüktür. Hitap hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlaradır. Ayeti okuyan ve anlayan her insan bu çağrıya uymalıdır.   Sözcüğün Arapçasında ZEL harfinden sonra gelen harekesiz YE harfi, ZEL harfi esreli olduğundan, uzun “i” sesiyle okunmalıdır; YE harfi ise okunmayan uzatma harfidir. Hal böyle olunca, ayetlerin Türkçe transliterasyonlarında bazı telaffuz hataları yapılmış ise de, nihayetinde Arapça sözcük aşağıda parantez içerisinde yazıldığı gibidir ve yine daha aşağıda çoğunluk örneğini verdiğim “ya eyyuhelleziine” sözcüğü geçen ayet sayısı tamı tamına 90 adettir.   62:9-Ya eyyuhelleziyne (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ) amenu iza nudiye lissalati min yevmilcumu'ati fes'av ila zikrillahi ve zerulbey'a zalikum hayrun lekum in kuntum ta'lemune.   62:9   Ey inananlar! Toplantı günü, namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı anmaya/Allah'ın Zikri'ne koşun! Alış-verişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.       Örnek ayetler   57:28 Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe ve aminu biresulihi yu'tikum kifleyni min rahmetihi ve yec'al lekum nuren temşune bihi ve yağfir lekum vallahu ğafurun rahıymun.   58:9 Ya eyyuhelleziyne amenu iza tenaceytum fela tetenacev bil'ismi vel'udvani ve ma'sıyetirresuli ve tenacev bilbirri vettakva vet... Devamı

BABİL SİSTEMİ VE BANKACILIK

2012-12-13 09:42:00
BABİL SİSTEMİ VE BANKACILIK |  görsel 1

Mezopotamya’da tapınaklar banka görevi görürlerdi. Rahipler, tanrıların adına iş yaptıklarından halk onlara güvenir ve mallarını teslim ederlerdi. Tarihi kayıtlar, tapınaklar ile bankacıların gizli, girift ilişkisini ortaya koyuyor. *** Britanika Ansiklopedisine göre, Babil’de IGIBI ailesinin kurduğu IGIBI bankaları, hükümetin/tapınağın kasasında duran mallara karşılık borç para üretiyordu. Bu sistem Rothschild’lerin 18.yüzyıl Avrupasında uygulamaya başladığı sistemin yani BDPS’nin aynısı idi. IGIBI bankaları da kasadaki maldan çok daha fazla miktarda borç para üretiyor ve yepyeni ürettiği borç para ile ‘faiz’ kazancı elde ediyordu. BDPS’ciler, Babil’de kil üzerinde yapıyorlarmış bu işi. Bugün ise plastik. Para basmada devletüstü tekel güç olan ‘IGIBI’ ailesinin bankaları bu muazzam finansman yetkisini de arzusuna göre kullanabilir, menfaatine uygun projeleri destekleyebilirdi. Babylonian Woe’ın yazarı David Astle’a göre Babil sürgününde İsrailoğullarından bir grup IGIBIbankacılık sisteminde önemli rol oynuyorlardı: ‘İsrailoğulları, Babil para endüstrisinde üst mevkilere yükselmiş olmalılar...Babil zamanında, Hz. Musa’nın kanunlarına sırt çevirerek para ticaretinin en gizli sırlarını öğrenmişlerdi...Ne ilginçtir ki Pers güçlerinin Babil istilasından hemen sonra İsrailoğulları’nın anavatanlarına geri dönmelerine izin verildi. Ayrıca kabile hayatlarını ve tapınaklarını tekrar inşaa etmeleri için her türlü destek sağlandı...Bütün bu veriler Yahudi bankerlerinin Perslileri finanse ettiğini açıkça ortaya koyuyor.’ *** Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra İ... Devamı

ATALAR KÜLTÜ (Kurana göre)

2012-12-10 10:39:00
ATALAR KÜLTÜ (Kurana göre) |  görsel 1

  ATALAR KÜLTÜ 2:170 Onlara, ALLAH’ın indirdiğine tabi olun denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız.” derler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremeyen ve doğru yolda olamayan kimseler idiyseler? Sahabeyi ve Tabiini dinde delil olarak kabul edenler, bir bakıma atalarını hüccet olarak varsayıyorlar. Lakin mezhep kurucuları, kendi ata taassubunu kullanarak, kendi babalarından başkasına hak vermemiş gibi görünüyorlar. Çünkü ne Sünnilikte ne de Şiilikte “atalar” dinde hüküm koyucudur diye bir maddeye rastlamadık.  Lakin uygulamada, özellikle savunma mekanizması olarak ataların güçlü bir şekilde işlevliğini gösterdiğini görürüz. Zaten hiçbir şey yapmadan dinini, mezhebini ve meşrebini olduğu gibi atalarından miras alan bir kimsenin, onları ve görüşlerini kutsal saymayacağını düşünmek ahmaklık olur.  Klasik dini mezheplerin en büyük sorunsallarından birisi: “Neden biz?” sualidir. Çünkü tüm bu din ve mezhepler, yalnızca kendilerinin ne kadar günah işlerse işlesin cennete, diğer kampta olanlarınsa dünyalarca iyilik yaparlarsa bile cehenneme gideceğine inanırlar. Bu durum ise bulunduğu mezhebi hiçbir çaba sarf etmeden atalarından miras almış vicdan sahiplerini düşündürür. Çünkü kendisi de çok iyi bilmektedir ki, bu anlayışıyla Hindistan’da doğsa Hindu, İran’da Şii, İtalya’da Katolik, Rusya’da Ateist, Vietnam’da Budist, Amazon’da ise Animist olacaktı. Tabi ki şark kurnazı; “bu âlemin kerizi ben miyim?” diyerek ruhlar âlemi tezine düşünmeden balıklama atlamaktadır.   Oysaki o, vicdanının sesini birazcık daha dinlemiş olsaydı, ALLAH’ın adil olduğunu ve hepim... Devamı

DİNSEL HÜKÜMLER (Kurana göre)

2012-12-10 10:35:00
DİNSEL HÜKÜMLER (Kurana göre) |  görsel 1

  DİNSEL HÜKÜMLER VE TOPLUMSAL KURALLAR Dünyevi alandaki hüküm verebilme hakkı yalnızca kamuya mahsus değildir elbette. Devletin hükümleri, reayanın tamamını alakadar ettiği için piramidin en tepesindedir. Bunun haricinde tabanda kişinin kendisine dair aldığı kararlardan yukarı doğru nüfuz artışıyla kuralların işlerliği artar. Bu alanda en tepede ise toplum vardır.   Nasıl ki devlet belirli konularda hüküm verebiliyorsa, bireylerin de hâkimiyet alanları dâhilinde hüküm verebilme meşruiyetleri vardır. Aynen devlette olduğu gibi bu kişisel kuralların da Kuran’la çelişmemesi gerekir. Onun haricinde ki serbest alanda kural koyucu sınırsız özgürlüğe sahiptir.   En tabandan başlayacak olursak, kişi kendisine ait belirli prensipler edinebilir. Hatta bu ilkeler kişilik oluşması için zorunludur. Şahıs, şu işte çalışacağım, bu elbiseyi giyineceğim, şu kişiyle evleneceğim, şu saatte yatıp bu saatte kalkacağım, şunlarla arkadaşlık yapıp bunlardan uzak duracağım gibi binlerce hüküm verebilir. Tabi ki altın kural; Kuran’la çelişmemektir.  Piramidin ikinci halkası evdir. Evin reisi olan baba (4:34) ve onun olmadığı durumlarda vekil reis olan anne, ev ve çocuklarla ilgili çeşitli kurallar koyabilirler. Akşam yemeği şu saattedir, eve en geç bu saatte girilir, evde sigara içilmez, yüksek sesle müzik dinlenmez vs.   Bu hüküm koyabilme yetkisi, okulda öğretmen, hastanede doktor, camide imam, kışlada komutan vs tarafından icra edilir. Zaten ister istemez hayatımızın her alanının kurallarla dolu olduğunu görürüz. Bu kurallar, belki özgürlüklerimizden taviz olarak algılanabilse de hayatı zehir olmaktan çıkaranlar da ... Devamı

DEVLET VE HÜKÜM (Kurana göre)

2012-12-10 10:33:00

  DEVLET VE HÜKÜM Hz. peygamberin aynı zamanda devlet başkanı da olmasından dolayı devlet mekanizması ve hüküm konusuna bir girizgâh yaptık. Tabiî ki İslam devleti, yalnızca Resulullah’la sınırlı olmayıp her daim gündemde olacağından bu konuyu açmak gerekmektedir.  Sosyolojinin babası olarak kabul edilen İbni Haldun’un da dediği gibi, insan sosyal bir varlıktır. Bu sosyalliğin getirisi sonucunda çeşitli organizasyonlara gitmek zorundadır. İlk çağlarda Aşiret, Klan ve Kabile gibi aynı soydan gelenlerin oluşturmuş oldukları yapı, zamanla kendisini şehir devletlerine, onlarsa Kuran’ın indiği dönemde görkemli imparatorluklara dönüşmüştü. Mezkûr asırda Roma, Çin, Sasani, Avar, Göktürk ve Frenk imparatorlukları büyük bir alana hükmetmekteydiler. Buna mukabil Araplar, Mekke ve Tayf site devletleri haricinde hala kabile esasına göre örgütlenmişlerdi. Bu kabilelerin tek yasarı vardı; o da “sünnet” adı verilen adet ve törelerdi.   Bu iki şehir devletine hicretle beraber Yesrip (Medine) İslam Devleti de eklendi. Medine İslam devletinin resmen kurulması, Medine vesikasıyla beraber, kabile esaslarına göre yapılanmış olan aşiretlerin bir metin ve önder etrafında ahitleşmeleriyle olmuştur. İslam öncesi Medine, 5 ayrı kabileden müteşekkildi. Bu kabilelerin ikisi Arap (Evs ve Hazrec) üçü ise Yahudi’ydi (Beni Nadir, Beni Kaynuka ve Beni Kurayza). Bu klanlar, bir devlet olmak şöyle dursun sürekli birbirleriyle didişen düşmanlardı. Muhacirlerin gelmesiyle beraber altıncı bir grupta eklenmiş oldu. “Medine vesikası” tüm bu kabileleri ortak bir düzlem üzerinde toplayarak bir devlet haline getirdi. [1] Genç... Devamı

SÜNNET (Kurana göre)

2012-12-10 10:31:00

  SÜNNET 48:23 ALLAH’ın öteden beri süregelen sünneti budur. ALLAH’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın.  Sünnet kelimesi adet, töre ve kanun anlamına gelmektedir. Kuran’da hep ALLAH’ın sünneti (kanunları) olarak kullanılır. (18:55; 33:38; 35:43; 40:85; 48:23)  Kuran’ın hiçbir yerinde, peygamberimize izafen sünnet kelimesi kullanılmaz. Ancak ıstılahta kelimeye farklı bir anlam giydirilmiştir. Hz. Muhammet’in (sav) yaptığı, emrettiği ve görüp de karşı çıkmadığı her türlü eylem sünnet olarak tanımlanmış ve Müslümanların izlemeleri gereken yegâne öğreti olarak sunulmuştur.  Mevzuya projektör tutmak için hepimizin muhtemelen benzerini yaşadığı kendi hayatımdan bir anımı paylaşacağım. Yıllar önce Müslüm Gürses, konser için gelmişti. O gün öğlen sularında tesadüf eseri kendisine büyük bir lokantada rastladım. Tüm cesaretimi toplayıp hemen yanına giderek imza istedim. Bu esnada aramızda 10 saniyeyi geçmeyecek bir diyalog olmuştu. Ancak o dönemlerde fanatik bir Müslümcü olduğumdan bu olay yaşadığım en sıradışı durumdu. Bu olayı arkadaşlarıma defalarca anlattım. Her anlatışımda daha da ihtisaslaşıyordum. Derken 10 saniyelik diyalog uzun bir sohbete dönüştü. Özellikle Müslümcü arkadaşlarımla olduğum sırada konu hep bu karşılaşmaya geliyordu. Boru değil, babanın en büyük sahabelerinden biri olmuştum. Onlar için artık gökteki yıldızlar gibiydim. Sadece anlatmakla kalmamış, Müslüm’le ilgili tüm sorularına cevap verecek bir merci haline gelmiştim.   Nitekim basit bir imza isteme olayı, artık Müslüm’le baş başa yenile... Devamı

LAİKLİK (Kurana göre)

2012-12-10 10:26:00

  LAİKLİK  5:48 Sana kitabı hak, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve onları tashih edici olarak indirdik. O halde aralarında ALLAH’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen hakikatten sonra onların hevalarına uyma… 20 y.y. başında yalnızca bağımsız üç İslam devleti kalmıştı: Osmanlı, İran ve Afganistan. Geri kalan tüm İslam toprakları bilfiil işgal edilmişti. Kuzey batı Afrika 1820’de Fransa, koca Türkistan’ın tamamı 19. y.y’dan itibaren Rusya, Endonezya; Hollanda, Hindistan 1840 yılında İngiltere tarafından sömürgeleştirilmişti. Lanetli dünya savaşı sonucunda ise ana kitleyi kör topal da olsa koruyan Osmanlı darmadağın olunca, leş kargaları gibi tüm topraklarımıza üşüştüler.   Bu üç ülkede kendi dünya görüşlerini dikte edebilecekleri yönetimler oluşturabildiklerinden, onların haricindeki tüm İslam topraklarını bil fiil işgal ettiler. İslam medeniyetinin batı karşısında darmadağın olması aydınları farklı arayışlar içerisine sürükledi. Farklı kelimesine aldanmayın. Bu dönemde olan tartışmalar, batının hangi ülkesini ve sistemini model olarak alınacağıyla ilgiliydi. Çünkü kabak İslam’ın başında patlamıştı. Hâkim grup: “Bu mağlubiyetin sebebi İslam’dır. Derhal ondan ve onun değerlerinden kurtulmalı.” fikrini benimsemişti.   Aslında teşhisleri bir bakıma doğru idi. Çünkü İslam diye algılanan Sünnilikle, çağın koşullarında değil devlet idare etmek, küçük bir işletmeyi bile yönetmek mümkün değildir. Ortaçağın karanlıklarının üzerine kapılarını sıkı sıkıya örtmüş olan Sünniliğin, yeni yüzyılda verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Hatta ortaçağda bile müntesibi olan devletlere felaketten başka bir şey getirme... Devamı

DEMOKRASİ ( Kurana göre)

2012-12-10 10:22:00
DEMOKRASİ ( Kurana göre) |  görsel 1

  DEMOKRASİ  6:116 Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Çünkü onlar zanna uyar ve saçmalarlar. Artık her ağızdan duyduğumuz sihirli bir kelimedir “demokrasi”. İslamcısından – laiğine, Kemalist’inden - komünistine, solcusundan – sağcısına, ülkücüsünden – Kürtçüsüne, emperyalistinden – ezilenine daha sayamayacağım herkes tarafından “açıl susam açıl” olarak dillendirilir. Amerika, Irak’a girer, milyonlarca Müslüman’ı perişan eder; “demokrasi getirdim” der. Turuncusundan, kırmızısına rengârenk devrimlerle yönetimler değişir. Afrika ülkelerinde her gün demokratik devrimler yapılır. Dünyada yüzlerce adında demokrasi kelimesi bulunan siyasi parti ve STK vardır. Meydanlara çıkan her siyasetçi, sanatçı, yazar, çizer, amele, köylü, din adamı, aptal, saptal, ibne, pezevenk, travesti, orospu , namussuz… Bilumum herkesin tek bir talebi vardır; demokrasi.   Kürt sorunu mu? Çözüm basit; demokrasi. İşsizlik mi? Elbette demokrasi. Baş örtüsü mü? Demokrasi. Açlık, sefalet, hastalık, terör, kadın hakları, emniyet, hukuk, insan kaçakçılığı, sahtekârlık, dolandırıcılık, haksızlık ve aklınıza gelebilecek her sorunun tek bir çaresi vardır: DEMOKRASİ. Neymiş bu demokrasi? ALLAH’ın adı bile bu kadar anılmıyor. O’nun sistemi hiç hesaba katılmazken, bir dingilin bilmem kaç bin yıl önce ortaya attığı bu doktrin, her türlü sorunun ilacı oluyor. 2500 yıl önce bir deli bir kuyuya taş atıyor koca koca adamlar çıkarmakla uğraşıyoruz. Nerde bizim çağdaşlığım... Devamı

dabbetül arz

2012-06-07 14:04:28

Kur’an’ın hiç bir yerinde, özellikle Neml Suresi 82. Ayette Dabbetül Arz’ın kiyamet alemeti veya Kiyamet habercisi olduğuna dair bir bilgi ve ifade yoktur. Kiyamet Alametleri ile ilgili kültür, Kur’an’a değil, İsrailiyat denen Yahudi menkibelarine ve mevzu/uydurma hadislere dayanmaktadır. Bunun kaynağında da, Yahudi-Hiristiyan-İslam kültürünün ve bu kültürlere ait insanların kendi aralarındaki dini rekabet yatmaktadır. Neml 82’de; Kur’an’a muhatap insanların kalplerinin mutmain olması için, öldükten sonra dirildiklerinde, (yani kiyametten sonra) kendilerine tutumlarını ve davranışlarını hatırlatacak, yani şahitlik yapacak yerden bir canlı çıkarılacağı ifade ediliyor. Bu Kur’an’ın genel üslubu içerisinde çok sık tekrarlana, kimseye haksızlık yapılmayacağı, kimsenin Allah’ın adaletinden kaçamayacağı, herkesin yaptığının karşılığını göreceğini ifade için kullanılan deyimlerden biridir ve bu çerçevede ele alınmalıdır. İnsanoğlunun hırsı maalesef sınır tanımıyor. Bunun için Hawking gibi şahsiyetlerin kullanılmasında bile bir beis görülmüyor. Sorun insanoğlunun yeryüzünü kirletmesi, bozması ve yaşanılacak durumdan çıkarması olsaydı, bunu ifade etmenin binbir yolu vardı. Çünkü bu, Kur’an’da üz erinde önemle durulan konulardan biridir.Öyleki,“insanoğlunun elleriyle yaptıkları yüzünden yeryüzünde fesad çıktı”, “yönetime geçti, ekini ve nesli helak etti” gibi ifadeler Kur’an’da sıkça kullanılmaktadır. Ancak sorun yeryüzünün yaşanılır olmaktan çıkarılması, bunun nasıl ve kimler tarafından, neler yapılarak gerçekleştirildiği veya gerçekleştirileceği değil, birisinin özelli... Devamı

Din yanılgısı ve Gerçek İslam

2012-05-10 12:03:33

Dünyadaki önemli problemlerden bir tanesi “din algısı” sorunudur. Sorunun kaynağını kimi zaman yanlış bilgilendirmeler oluştururken, kimi zaman kişinin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmesi ve ön yargıları teşkil eder. Çoğu zaman ise kişinin din algısı o dinin mensuplarının hayat tarzlarına göre şekillenir. Yani kişilerin dine olan bakışlarında, o dinin mensuplarının dini yaşantıları önemli bir belirleyicidir. Özellikle Türkiye’de bu “din algısı” problemi doruğa çıkmıştır. Din başından beri “gerilemenin” baş müsebbibi görülerek sekülarizme kurban edilmiş ve laikliğin Türkiye yorumu ile hayatın içerisinden alaşağı edilmiştir. Şeriat istiyoruz diyenler “gerici” olarak yaftalanırken, ilerleme adına her türlü ahlaksızlıkları işleyenler, hak yiyenler “ilerici” olarak vasıflandırılmış ve ödüllendirilmiştir. Madalyonun diğer yüzünde ise “Müslüman” olduğunu iddia edenler ve Müslümanlıkla bağdaşmayacak türden “gerici” fikirlere sahip olanlar bulunmaktadır. Bunlarda din adına her türlü tefeciliği, adaletsizliği yaparken “Ehl-i Sünnet” olarak kodlanmışlar, dini düşüncede ısrarla yenilik isteyenler, dinin gerçek hayat dini olduğunu ısrarla belirtenler ise “bid’atçı” olarak yaftalanmışlar yeri gelince sahte belgelerle karalamalarla mason yapılmışlardır. Ehli mülkiyet ve’l şatafat sınıfı geleneksel 72 fırka anlayışındaki konumuna göre “dokunulmazlık” elde ederken, bid’atçiler(!) ise türlü oyunlarla gözden düşürülmeye çalışılmış ve kutsal Ehli Sünnet ortodoksisi tarafından vaftiz edilmişlerdir. Asrın idrakine göre yeniden Kur’an’ı anlatmak isteyenler, ... Devamı

Kuran’dan Sağcılık Çıkar Mı

2012-05-08 16:17:01

İkiyüzlülükten, cahillikten, kalleşlikten ve ihanetten gına geldi arkadaş! Bugüne kadar sürekli olarak “Kuran’dan solculuk çıkar mı/Kuran’dan sosyalizm çıkar mı” türünden yazılar okudunuz. Hatta kimi hain kalemler, bu kutsal çabayı “Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları” türünden bel altı vuruşlarla alaya almaya çalıştılar. Kısa keseceğim ve net soracağım arkadaş! Bana, tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle! Kıvırtma, yalana dolana sapma, inanmadığın şeyleri eveleyip geveleme! Bana, tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle! Kim? Marx mı, Lenin mi, Mao Zedung mu, Che Guevara mı? Kim? İnsanların tüm mal ve nimetlerden, rızıklardan eşit biçimde yararlanmaları gerektiğini, sosyal statü olarak mümkün olduğu kadar eşit biçimde bulunmaları gerektiğini anlattığım sağcı Müslüman(!) bir genç, “İyi de, komünistler hep silah kullanarak bir şeyler yapmaya, iktidarları devirmeye çalışıyor!” diye aklınca tavır koydu. Tamam! Kabul!.. Sorumu bu minvalde geliştirerek tekrarlayacağım o zaman. Bana silah kullanarak devrim yapan, silah kullanarak iktidar deviren, silah kullanarak/savaşarak statüyü alt üst eden tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle! Kıvırtma, yalana dolana sapma, inanmadığın şeyler konusunda eveleyip geveleme! Kim bu tüm zamanların en büyük silahlı Devrimcisi? Marx mı, Lenin mi, Mao Zedung mu, Che Guevara mı? Kim? Neden bu denli sinirli, bu denli hırçın, bu denli isyankâr olduğumu sorgulayıp duruyorsunuz! Bıktım ikiyüzlülüğünüzden birader! Yetti!.. Gına geldi!.. Bana öyle bir Devrimci söyleyin ki, bu devrimcinin yaptığı tüm zamanl... Devamı

İDEAL/DOĞAL İŞYERİ ÖRNEĞİ

2012-05-07 08:13:44

  DOĞAL İŞYERİ Her Çarşamba öğleden sonra, onlarca kadın ve erkek, Brezilya'nın Sao Paulo kentinde başında bulunduğum şirket olan Semco'nun üçüncü kattaki toplantı odalarından birine çıkmak üzere, öndeki giriş kapısından birbiri ardına içeri girer. Kapıdaki bekçi onları bekliyor olur. Yıllardır, aralarında IBM. General Motors, Ford, Kodak , Bayer, Nestle, Goodyear, Firestone, Pirelli, Aalcoa, BASF, Chase Manhattan, Siemens, Dow Chemial, Mercedes-Benz ve Yashica'nın da bulunduğu dünyanın en büyük ve ünlü bazı şirketlerinin yöneticileri, kent dışında bulunan sıradan sanayii kompleksimizi adeta bir hac yeri gibi ziyaret ederler. Semco, bir petrol tankerini bir gecede boşaltabilen pompalar, bir saatte 4.100 tabak yıkayabilen bulaşık makineleri, en bunaltıcı sıcaklarda dev gökdelenleri serinletebilen klimalar için soğutma üniteleri, roket yakıtından sakıza kadar herşeyi karıştırabilen mikserler ve 6.000 ayrı bölüme, 25 kilometre uzunluğunda kablo ağına sahip komple bisküvi fabrikaları dahil olmak üzere etkileyici Çeşitlilikte ürünler imal etmektedir. Gelgelelim, dünyanın her tarafından genel müdürler ile yöneticileri fabrikamızla bürolarımızı gezme fırsatı elde etmek için aylarca bekleyen şey, Semco'nun ne ürettiği değil, Semco çalışanlarının nasıl yaptığıdır. Semco'nun onu on iki yıl önce babamdan devraldığımda, piramit tipinde bir yapıda ve muhtemel her durum için bir kurala sahip geleneksel bir şirketti. Oysa bugün, fabrika işçilerimiz üretim kotalarını bazen kendileri belirliyorlar, hatta bu kotaları tutmamak için, yönetimden bir ya da fazla mesai ödeme beklentisi olmaksızın, kendilerine ait zamanda da çalışmaya geliyorlar. Ürettikl... Devamı

KURANA GÖRE TEMİZ TOPLUM

2012-05-04 15:48:48

KURANA GÖRE TEMİZ TOPLUM Allah, temizlenmenin haram üzere boyun eğmede olduğunu Tevbe–108. ayette bildirir. Onun için ebedâ durma, tâ ilk günden temeli takva üzerine kurulan mescid, içinde kıyamına elbette daha lâyık ve müstahıktır, onun içerisinde öyle rical var ki çok temizlenmeyi severler, Allah da çok temizlenenleri sever Bunun dışındaki yaşam biçimi ve sosyo ekonomi politiğine de “Dırar” sosyo ekonomi politiği der(Tevbe–107) Bir de şunlar var ki tuttular bir mescid yaptılar, inadına ızrar için, küfr için, mü'minlerin arasına tefrıka sokmak için, ve bundan evvel Allaha ve Resulüne harbedene bir pusu yapıvermek için, bununla beraber husni niyyetten başka bir muradımız yoktu diye yemin de edecekler, fakat Allah şâhid ki bunlar şeksiz şüphesiz yalancıdırlar Kavramsal ve kurumsal İslam’ı din edinenlere kıble(Yaşamda yönelinilecek doğru yol) olarak bildirmiştir. İşleri Kollektif olmayan(İhsan) toplumlar da Leyl–4 ayette kınanırlar. Ki sizin sa'yiniz/çalışmanız dağınıktır.  Kuran Beyt ve civarına Ümmü’l karye der. Bu mescidlerin ilki ve anası demektir. Manastırların sosyo ekonomi politiğinin mülkte iştirak olduğunu ilimden haberli herkes bilir. Zaten ortak olma kavramlarından birisi “HARİM” olup, haram (Beyt yaşam biçimi) kavramıyla aynı kökten türetilmiştir. Bireyin özgürlüğünü hiçe sayan hiyerarşinin kâbus gibi çökmesi karşısında, Allah halifesini köleleştirme çabalarına siyasi açıdan özgür olmasını savunmak elbette ki meşru ve herkesin görevidir. Hem siyasi ve hem de ekonomik özgürlüğünü melelerden kurtararak bireye sahip çıkmak Kuran emridir(Araf–157). ... Devamı

Kurum Bağlayanlar; Sistemler

2012-05-03 14:50:26

  İnsanoğlu eskiden beri değişmeyen bir yapılanmanın, kör takipçiliğini yaparak yaşam sahasında ilerlemektedir. Bu hastalıklı  toplum yapısı hala, barbar, şiddet tutkunu, saldırgan, açgözlü, rekabetçi yani şecer düşkünlüğü(karlılık/ganime bkn: Nisa65, Araf 27 ve Bakara35)ile yaklaşmaması gerekenlere yaklaşmaya devam etmekte, inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurmaktadır..  Bu hastalıklı topluma, ayak uydurabilmiş olmak, sağlıklı bir ölçü değildir. Adeta kurum bağlamış; Siyaset kurumları, Resmi kurumlar, dini kurumlar, sosyal sınıf ayrıcalıkları sonucunda; sefalet, çatışma, yıkıcı zulüm , salgın hastalıklar meydana gelmektedir. Bu gelenekselleşen kurumların, bizlerin anlayışımız ve bakış açımızın şekillenmesindeki etkisi bilinmektedir.  Bizlerin içinde doğduğumuz, bu kurumlar birbirleri ile iç içe geçmiş durumdadırlar. Bu yapılardan birinin çöküşü tüm kurumları etkileyecektir. Özellikle parasal ve dini kurumlar, toplumun can damarlarıdır. Kuranda geçmiş kavimlerden verilen örneklerde Firavun ailesinin iki ayağı mevcuttu. Haman yani dini kurum; Karun yani parasal kurum… Günümüzde de yapılanan devlet içinde aynı durum geçerlidir. Din adamları, Para baronları ve Devlet adamları Dinin ve paranın nasıl yönetildiği, günümüzde çok az sorgulanmış inanç şekilleridir. Dinin ve paranın nasıl yaratıldığı ve yönlendirildiği, toplumu gerçekte nasıl etkilediği, nüfusun büyük bölümünün kayıtsız ve duyarsız kaldığı meselelerdir. Yaşadığımız dünya öyle bir dünya ki, var olan zenginliklerin %40’ına toplumun %1’i sahiptir. Necip Fazılın deyimi ile “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul”… Açlıktan, &... Devamı

İSLAM ve “DİĞERLERİ”

2012-04-30 11:04:31

GİRİŞ Bütün sistemlerin, dinlerin, derneklerin, kurumların bir kurallar bütünü olduğu gerçektir. Bunlara mensubiyetini, aidiyetini ilân edenlerden bunları bilmesi ve uyması beklenir. Aksine hareket edenler reddedilir ya da samimiyetsizlikle suçlanır. İslâm’da tıpkı böyledir. Kendi iç tutarlılığında bir değerler ve kurallar bütünüdür ve kendine aidiyetini ilân edenlerden bunu bekler. İçinde yaşadığımız çağda ne yazık ki kendilerini İslâm’a mensup ilan edenlerin büyük bir çoğunluğu İslâm’ın Kurallar ve Değerlerini az ya da çok ya reddetmekte ya da yerine getirmemektedir. Bunun nedenleri çeşitli olabilir fakat vâkıa budur. Aslında bunlardan samimi dindar olmak isteyenlerin – ya da kendini öyle tanımlayanların – temel hatası İslam zannettikleri, ama İslam olmayan fakat İslâm’a da çok benzeyen bir takım dinlere inanmalarıdır. Bu yazı dizisinde İslâm dininin temel değerler ve kurallar sistemini detaylıca inceleyeceğiz. Hemen belirtelim ki İslâm derken kastımız, birçok insanın zannettiği gibi sadece Hz. Muhammed’e indirildiği sanılan din değil, O’na indirilen vahyin de içinde olduğu ve TÜM PEYGAMBERLERE İNDİRİLEN VAHİYLERİN KENDİSİNE AİT OLDUĞU, ALLAH’IN DİNİ ( Anlamlar, Değerler ve Kurallar Sistemi ) İSLÂM’dır. Birçok “İlahiyâtçı” “Din Adamı” “Şeyh” ve “Hoca efendi”lerin ( ki İslâm’da bu sınıflar  bir müessese, kurum olarak yoktur ) ve benzerlerinin sıkça kullandığı “Semâvi DinLER” kavramı İslâm’ın temeli olan Tevhid inancına da İslâm’ın tanımına da taban tabana zıt bir kavramdır. İslâm’da böyle bir tanım yoktur. ... Devamı

KEVSER Suresi

2012-04-30 10:59:18

Rahman ve Rahim Allah adıyla KEVSER Suresinin, Hz. Muhammed  ( selam ona ) risaletinin ilk yıllarında inmiş, nebiliğine ve okuduğu Vahye iman etmeyen Mekkeli müşriklerin, kendisine karşı sözlü aşağılama ile saldırdıkları durumu ve Allah’ın kendisine verdiği desteği konu alan surelerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Kalem-Duha-İnşirah-Kevser suresi bir bütün olarak tek bir sure gibi de okunabilir. Bu surelerde ana konu, Hz. Nebiye sözlü saldırı ve aşağılama ( mecnun, büyücü, soyu kesik, ilimsiz, zengin değil v.b. ) ile onu halkın gözünden düşürmek isteyen Mekkeli müşrik elebaşlarının saldırıları ve Allah’ın ona destek vererek müşrikleri aşağılayarak onlardan gelen bu eziyetlere karşı sabırlı ve dayanıklı olmasını, onlarla mücadeleye yani Vahyi tebliğe devam etmesini emrettiği durumlardır. O günkü Mekke toplumunda en önemli kişi, en çok oğullara, mallara, develere ve zenginliklere sahip olan kişidir. Hz. Muhammed peygamber ise tek oğlu ölmüş, orta halli bir insandır ve toplumun “elit tabakasından” da değildir. İşte surenin son ayetinden, o toplum için eksiklik sayılan oğlu olmamasını dillerine dolayan ve kendisine EBTER=Soyu kesik hakareti ile saldırıldığını anlıyoruz. KEVSER = O günkü arap dilinde BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN ZENGİNLİK anlamında kullanılmakta olan herkesin hayalini kurduğu tüm imkanları asla bitmemecesine barındıran bir serveti ifade etmektedir. NAHR: BOYUN GÖĞÜS BİRLEŞME BÖLGESİ, ELLERİ GÖĞSE KOYMAK, GÖĞÜS GÖĞÜSE ÇARPIŞMAK anlamlarında bir kelimedir. bu durumda surenin en makul ve anlam bütünlüklü çevirisi şu şekilde yapılabilir: 1- Şüphesiz ki biz sana bitmek tükenmek bilmeyen o zenginliği ( Vahyi-Kuranı ) verdik 2- Öyleyese Rabbin içi... Devamı

Mustafa İSLAMOĞLU Tenkit ve Salat

2012-04-30 10:50:14

Bu yazımızda Mustafa İSLAMOĞLU isimli yazarın yayınladığı Gerekçeli meal adlı çalışmasındaki Ta-Ha Suresi 130. ve Hud Suresi 114. Ayetler hakkında ortaya koyduğu görüşlerindeki çelişkileri ve yanlışları analiz ederek bunların doğrularını göstermeye çalışacağız, Allah’ın dilemesi, izni ve yardımı ile. Yazarın konu ile ilgili olarak kendisine e-posta gönderilmiş fakat cevap alınamamış, bir sempozyumda kendisinden söz istenmiş fakat kendisi söz vermemiş olduğundan ve ısrarla bu konuda bu ayetteki ANLAMI ÇARPITMAYA devam ettiğinden dolayı bu yazı yazılmış ve konu ile ilgilenenlerin dikkatine sunulmuştur. Yazarın derslerine sohbetlerine gidenlerden, Dinine önem veren, ahreti önemseyen kimselerden ricamız bu yazıdaki soruları kendisine ısrarla sormaları ve cevap istemeleridir, eğer bunu yapmazlarsa mesuliyete ortak olacaklardır. Yazar kendisine gönderdiğimiz bu yazıya cevap verirse sitemizde aynı şekilde yayınlanacaktır. GİRİŞ Yazar, yayınladığı gerekçeli mealinde, TA-HA Suresinin 130.  Ayetini şöyle meallendirmektedir: “Öyleyse, artık onların söyleyeceklerine karşı sabırlı ol! Bir de güneşin doğumu ve batımından önce Rabbinin aşkın olan yüce zatını (namaz kılarak) hamd ile an!7 Yine gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli zamanlarında (namaz kılarak) O’nun yüce zatını an8 (ki, O’ndan) razı olduğun belli olsun! 9” Bu ayete eserin orijinalinde verdiği notlarda numaraları ile birlikte şöyledir: “7 Tesbih Kur’da zaman ile kayıtlı olarak geldiği yerlerde namaza delalet eder. Aksi halde zamanın anılmasının bir anlamı olmazdı (Krş: 50:39) Kaldı ki hemen arkasından gelen 132. Ayet “Yakınlarına namazı emret!” talimatını açıkça içermektedir.” “8 Namaz vakitleri konusunda ilk ayrıntılı ayet budur. Namazaın teşri s&uum... Devamı

ŞAMANİZMİN VE ESKİ TÜRK İNANÇLARININ GÜNÜMÜZDEKİ YANSIMALARI

2012-04-18 14:23:30

  Din bilimcilerin “kitaplı dinler” olarak ifade ettiği semavi dinler, eski dinlerin ve inançların etkisinden kurtulamamışlardır. Bu olgu İslam dini ve Şamanizm için de geçerlidir. Orta Asya’da Şaman ya da Gök-Tanrı inancım taşıyan Türkler İslamiyeti kabul ederken, Müslümanlığı Arap Yarımadası’nda ortaya çıktığı şekilde değil kendi kültür ve eski inançlarıyla uyumlu olabilecek özellikleriyle birlikte benimsemişlerdir. Tariçilere göre Türkler’le Arap İslam ordularının ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürkler’le olmuştur. Müslüman Arap ordularının Orta Asya’ya yayılmak ve hakimiyet kurmak için giriştikleri savaşlar çok kanlı olmuştur. Arap orduları içindeki “bedevilere”, fethedilen yerlerde vaad edilen ganimet, Türk yurtlarında tarihin ender rastladığı vahşete ve toplu katliamlara yol açmıştır. O tarihlerde Türkler arasında en yaygın din anlayışının başında Gök-Tanrı inancı, Şamanizm, budizm yer almaktaydı. Bazı bölgelerde ve Türk topluluklarında ise Hıristiyanlık, Musevilik, çintuizm ve birçok farklı inanç ta hüküm sürmekteydi. Bu nedenle bu kadar çok sayıda ve birbirinden farklı dinlerin aynı coğrafi bölgelerde birarada kavgasız yaşaması, muhtemelen Türkler’de başlangıçtan beri varolan tolerans düşüncesinin bir ürünü veya toleransın gelişip yerleşmesine neden olmuştur. Fakat Arap ordularının, zenginliği ile bilinen Türk yurtlarına karşı başlattıkları ve ganimet vaad edilen yayılma ve bir dinin zorla kabul baskılarının doğurduğu çok kanlı savaşlar, Müslümanlığın 300-350 yıl kadar süren büyük bir direnişten sonra kabulüne yol açmıştır. Hazar ... Devamı

Yaratılış için Bir fikir

2012-03-30 14:46:16

Yüce Tanrımızın insanların ilmini geliştirmesiyle,insanların çoğu ve günümüz bilim adamları insanın madde ve yaşam enerjisinden meydana geldiğini biliyor.Mesela adem öncesi bilinçsiz insanlık(ki bunların yaşadığına kitabımızda yaradılış ayetlerinde varlıkların yüce tanrımıza verdiği "kan döken bir neslimi sorumluluk sahibi kılacaksın " cevabı kanıttır) veya günümüz hayvanları ve aklı çalışmayan insanlar enerjilerine göre yaşadılar ve yaşıyorlar.örnek verirsek adem öncesi (homo erectus olabilir) yaşayanlar enerjilerine bağlı yaşıyorlardı.Karınları tok ve sağlıklı iseler enerjileri yerinde oluyor ve enerjilerinin yoğunluğuna göre dövüşür,çiftleşir,avlanır vs...Günümüz hayvanları da böyle yaşamıyor mu?Enerjisi yoksa miskin miskin yatarlar.     Ademin gelişim sürecinde yüce Tanrımız ademe bir lütuf olarak ona bilinç veriyor ve bu sayede yaşadıklarını anlamlandırmayı öğreniyor.Ademi oluşturan elemental beden ve enerjisinden ademin kontrolüne girmesini istiyor. Maddesel beden hemen kabul ediyor.Enerji kabullenmiyor. Sebebi aslında çok basit enerji ve madde yüce Tanrı'mızın yasaları gereği asla anlaşamaz.Enerji bu durumu yüce Tanrımıza bildiriyor.(en iletken meddeye bile enerji verildiğinde ısınır).Yüce Tanrımız ademe kendi yüce varlığından bir emanet olarak bilinç verdiğini ve bu sayede ademin enerjisini, yüce Tanrımızın yasalarına uyduğu ve günaha batmadığı her an kontrol edebileceğini bildiriyor.    Bundan sonra insan ve enerji arasında savaş başlıyor.Yüce Tanrımız insanı ve enerjiyi kontrolünü sınamak ,insana verdiği emaneti doğru kullandığını görmek ve onu kendine bağlılığından dolayı ödüllendirmek için dü... Devamı

NELER İÇİN DUA ETMELİYİZ?

2012-03-21 14:20:00

NELER... ...Kaynak : kuranneslifecr.blogcu.com Devamı

KUR’AN’DA KAÇ ÇEŞİT KAVL-SÖZ VAR?

2012-03-21 14:19:00

KUR’AN’DA... ...Kaynak : kuranneslifecr.blogcu.com Devamı

HIRSIZIN GÜCÜNÜ KESİN

2012-03-21 14:16:48

        “El kesme” cezasının Kuran’la yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur. Ayet zaten zenginlerin bırakılıp da sıradan menkul çalan hırsızlara ağır ceza uygulayan Atalar dini uygulamasını doğrusu ile düzeltmek için sevk edilmiştir. Onu meşrulaştırmak için değil. Zaten İslam öncesi uygulanan yasa bu idi. Kuran onu iptal edip tashih etmeyecek olsaydı, niçin onu Vahiy olarak tebliğ etsin? Kuran, bozulmuş yasaların tashihini yapar.          El kesmenin zaten Arapların cahiliye hukuklarında var olduğunun kanıtılar mevcuttur. Bunun en sağlam kanıtı da, Mekke İslam öncesi, Kâbe’deki, eşyalardan toprakta gömülü bir altın geyik heykeli çalınması ve bunun suçlusu bulunan bekçinin elinin kesilerek cezalandırılması kaynaklardan bize aktarılan haberlerdendir.          Bu bize gösterir ki, bu cezalandırma usulü İslam öncesi gelenekte var olan bir uygulama olup, mülk şehvetinin korunması amacını taşımaktadır. Biyolojik eli kesmek Kısas mizanına da aykırıdır.Şöyle ki Kuran hukuk sisteminde“Kısas” esası getirilmiştir. Bunun anlamı denk cezadır. Denk ceza ise meydana gelen zararın, ne altın da nede üstünde olmayan, tam karşılığı demektir. Hırsızlık mala karşı işlenmiş bir fiilin cezasıdır. Onun eski hale getirilmesi de eksilen malın tamamlanmasıdır. Bozulan amme düzeninin iadesi ise hapisle giderilecek şeylerdendir. Elin kesilmesi Kısas ilkesine de aykırıdır. Kuranda Yusuf kıssasında kadınların elini kesmesinden bahseder. Kadınlar ellerini tümden kesmedikleri aşikardır.  İnsan bedenine verilen zararlar da ancak, zarar verene aynı oranda zarar vermek denk cezadır. Bu dahi terditlidir. Zarar verdiği oranda, faile de aynı zararın yasayı uygulayanlar tarafından verilmesine ka... Devamı

Gerçek İslam için Manifesto

2012-03-12 13:06:35

“İnsanlar! Rabbinizden size bir kanıt geldi ve üzerinize apaçık bir ışık indirdik.” (4:174) “…Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın…” (7:85) “Halklara bir uyarıdır. İlerlemek yahut geride kalmak dileyenleriniz için.” (74:36-37).   Emevi ve Abbasi hanedanları zamanında din adamları tarafından uydurulan dinin etkisi Müslüman ülkelerde hala baskın durumda. Kuran’ın eksik, anlaşılamaz ve manevi bir rehber olamayacak kadar yetersiz olduğu fikri, dinsel kitapların ortaya çıkması için muazzam bir talep oluşturdu; ve sakallı sarıklı din adamları tarafından ciltlerce kitap ortaya çıkarıldı. İnsanlara bu kitapların Kuran’ı tamamlayacağı, açıklayacağı ve ayrıntılandıracağı söylendi. Dolayısıyla bu din adamlarının ima ettiği aslında Allah’ın bilge ve kolay anlaşılır bir yazar olmadığı idi; mesajını açıkça ifade edemedi ve bir çok konuda, hatta bazı önemli manevi ilke ve uygulamaları içeren konularda bile rehberlik sağlamayı başaramadı. Bu tamamlayıcı kitaplar olmadan, Kuran bireylere dinde ancak sınırlı derecede yol gösterici olabilirdi. Hatta bazıları işi sadece Kuran okumanın kişiyi yanlış yola götüreceğini ilan etmeye kadar götürdü. Sayısız hadis ve mezheb hukuku şeriat kitabı “sahih” yani güvenilir veya “hak” yani gerçek olarak etiketlendi. Böylece bu kitaplar pratikte Kuran’ın yerine geçmiş oldular. Kuran tek başına anlaşılabilecek bir kitap değildi; insanların Kuran’ı anlayabilmek için profesyonel anlatıcılara, koleksiyonculara, editörlere ve söylenti ve spekülasyon ulemasına gereksinimi vardı. Bir çok insan Kuranı yorumlamak ve açıklamak için yazılmış ciltler dolusu kitap arasında kayboldu ve Kuran’ın kendisini &cced... Devamı